Mi’raç Üssü İşgal Altında… – Prof. Dr. Ramazan Altıntaş


İslam âleminde Recep ayının 27. Gecesi Mi’raç kandili olarak kutlanır. Mi’raç kandili her zaman bizim için önemli olduğu gibi içinden geçtiğimiz bu günlerde mi’racı anlamak ve anlatmak daha çok önemlidir. Çünkü Mi’raç üssü Siyonist İsrail’in işgali altında, özgür değil.

İslam’ın ilk yıllarında Mekke’de İslam boğulmak ve Müslümanlar yok edilmek istendi. Tek suçları kurulu düzenin şirke dayalı din anlayışını reddedip bir Allah inancını savunmaları ve “Rabbimiz Allah’tır” demeleriydi. Bu sebeple akıl almaz işkencelere ve şiddet politikalarına maruz kaldılar. Nihayet, kendi kendilerine ölüp gitsinler diye her türlü insani yardımdan mahrum bırakılmak suretiyle Ebu Talip mahallesinde abluka altına alındılar. Ümmetin çocukları açılıktan öldü. Üç yıl boyunca kendilerine uygulanan ağır yaşama şartlarından, itibarsızlaştırma ve ayrımcılık girişimlerinden dolayı hiçbir Müslüman dininden dönmedi. On yedi yıldır Gazze’de Siyonist İsrail’in abluka altına aldığı, şimdi de soykırıma ve katliama tabi tuttuğu bu zulüm, Mekkeli zalimlerin yaptıklarından az değildir. Zalim her dönemde zalimdir.

Mekke’de sosyal ve ekonomik boykot sona erdiği günlerde İslam’a ve Müslümanlara büyük destek veren Peygamberimizin sevgili eşi Hz. Hatice annemiz ve onu müşriklere karşı himaye eden amcası Ebu Talip vefat etmişlerdi. Bu iki ölüm olayı Hz. Peygamberi çok üzmüştü. İslam tarihinde bu seneye “hüzün yılı” denilir. Elbette İslam inancında Yüce Allah kullarına bir kapıyı kapatırsa başka kapıları açar. Bundan şüphemiz yoktur. Çünkü iman, imkân demektir, iman yeni bir umut demektir. Bu sebeple Müslümanlar şartlar ne derece ağırlaşırsa ağırlaşsın her zaman ve her şartta umut taşıyan bir gönle sahip olmalıdırlar. İşte Hz. Peygamber (a.s) da yanına Zeyd b. Harise’yi alarak davete yeni bir açılım kazandırmak adına Taif’e gitmişti. Orada, Mekke müşrik devletiyle ittifak halinde bulunan Taifliler tarafından toplumun ayak takımına taşlattırılmıştı. Her ne kadar Taif’liler İslam davetini kabul etmeseler de dönüşte Yunus peygamberin hemşerisi Addas ihtida ederek Müslümanlığı kabul edecekti. Bütün bu sıkıntıları bir nebze de olsa unutturması adına Yüce Allah Resulünü teselli etmek, ona ve ümmetine müjdeler vermek üzere İsra ve Mi’raç mucizesini yaşattı. Bir gece onu Burak denilen bir binitle Mescid-i Haramdan alarak bir takım âyetlerini/mucizelerini göstermek için çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya götürdü. Sonra da Mi’racın üssü olan bu kutsal mekândan semalara taşıdı. Böylece Miraç hâdisesi gerçekleşmiş oldu. Miraçta kendisine ve ümmetine başta beş vakit namaz olmak üzere, Allah’a ortak koşmayanların affedileceği ve evrensel ölçekte ümmetin sorumluluklarının hatırlatıldığı Bakara Suresi’nin son ayetleri hediye edildi.

Mi’raç kandilini kutladığımız bugünlerde bütün Müslümanlar, ilk kıblemiz ve Mi’raç üssü olan Mescid-i aksamızın Siyonist İsrail’in işgali altında olduğunu unutmamalıdır. Siyonistler sürekli mülevves postalları ile ismi Kur’an’da ve sünnette geçen bu mübarek mescidimizin mahremiyetine tecavüz etmektedir. Mescidi yıkıp yerine beyt-i makdis tapınağını Gazze’de yıktıkları evlerin taşlarıyla yeniden yapacaklarını söylemektedirler. Hatta Siyonist askerlerin giydikleri üniformalarında beyt-i makdis logosu taşıdıkları görülmektedir.

Siyonist İsrail, adım adım bu sinsi ve şeytani niyetini devreye sokmaya başladı. 7 Ekim 2023 tarihinden önce bu faaliyetlerini daha da hızlandırdı. Eskiden senede birkaç defa Mescid-i Aksaya giren Yahudiler şimdi hemen hemen her gün girmeye başladılar. Eğer kassam mücahitleri 7 Ekim tarihinde Aksa tufanını başlatmasalardı Mescid-i Aksa çoktan zaman ve mekan açısından ikiye bölünecek ve sinagog yapılacaktı. el-Halil camisinin başına gelenler Mescid-i Aksanın da başına gelecekti. Bu saldırı ile Siyonistlerin bu niyeti akamete uğratıldı.

1917’den beri Kutsal İslam şehri Kudüs’ümüz de özgür değil. İşgalci İsrail; ABD, İngiltere gibi Batılı uşakların destekleriyle başta Gazze olmak üzere tüm Filistin topraklarında Müslümanlara akla hayale gelmedik her türlü baskıyı ve şiddet politikasını uygulamaktadır, Hala da uygulamaya devam ediyor. Gazze ve Batı Şeriada uyguladığı soykırım da bunun bir parçasıdır. Amaçları, Filistinli Müslümanları savaş ve sürgünle vatanlarından uzaklaştırmaktır. Bugünlerde İsrailli yöneticilerinin Gazzeliler Mısır’a, batı şeriada yaşayanlar da Ürdün’e gitsinler dediklerini görüyoruz. Hala Siyonist İsrail, İslam dünyasının dağınıklığından ve satılmış idarecilerinin korkaklıklarından istifade ederek çocukları, kadınları, hastaları, genç yaşlı herkesi en acımasız bir şekilde öldürmeye devam etmektedir. Müslümanların evlerini başlarına yıkmakta, yollarını buldozerlerle ortadan kaldırmakta, tarım arazilerini telef etmekte ve hırsız yerleşimcileri işgal ettikleri Müslümanların toprağına yerleştirmektedirler. Bu sene İslam dünyası Mi’raç kandilini kutlarken, bu acıyı ve burukluğu ta derinden hissetmeli; lisani ve fiili dualarıyla Filistinli Müslümanların acısına ve derdine ortak olmalıdır.

Unutmayalım ki, Kudüs İslam toprağı olarak varlığını sürdürmedikçe, Mescid-i Aksa’da özgür bir şekilde mü’minin miracı olan beş vakit namaz gürül gürül kılınmadıkça Mi’racı kutlamanın bize bir getirisi olmayacaktır. Müslümanlar Siyonistlerin ürettiği malları boykot etmeye devam etmeli ve Filistinli mazlum Müslümanlara yardımlarını ulaştırmanın çabası içinde olmalıdırlar. İslam dünyasının yöneticileri de var güçleriyle burada yanan zulüm ateşini söndürmek için her türlü tedbiri almalı, iki devletli, başkenti Kudüs olan ve coğrafi bütünlüğünü sağlamış Filistin devletinin kurulması için çalışmalıdırlar. O halde ellerin semaya kalkacağı bu mübarek gece hem bizim dirilişimize ve hem de İslam âleminin dirilişine vesile olacak amellerle taçlandırılmalıdır.



Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*